30 Ocak 2011 Pazar

İyi günde kötü günde...

You always hurt the one you love,
The one you shouldn't hurt at all.
You always take the sweetest rose,
And crush it till the petals fall.

You always break the kindest heart,

With a hasty word you can't recall.
So, if I broke your heart last night,
It's because I love you most of all.



Blue Valentine'i izledikten sonra, aklımda en çok yer eden sahnelerden bir tanesi Ryan Gosling'in sokak ortasında yukarıda sözlerini yazdığım parçayı söylediği ve karşısında Michelle Williams'ın dans ettiği bölüm oldu. Filmin kapanış jeneriği akarken alttan bu sahnenin sesinin verilmesinin bunda en ufak bir etkisi yok üstelik. Bu sahnenin bu kadar akılda kalmasının sebebi -benim kişisel zevklerimi bir kenara atarsak- filmin "doğal" anlatısının zirvelerinden bir tanesi olması ve şarkının sözlerinin nerdeyse filmin özeti niteliğinde olması olabilir.

Yönetmen Derek Cianfrance'ın bu tercihi kurgu ve oyunculuklarla birlikte filmin en güçlü yanını oluşturuyor aslında. Geçtiğimiz hafta açıklanan Oscar adaylarına baktığım zaman, Blue Valentine'in En İyi Film, Yönetmen, Kurgu ve Erkek Oyuncu adaylıklarını şu an aday olan diğer filmlerin bazılarından daha çok hakettiğine kanaat getirdiğimi söylemeliyim. Kurgu ve yönetmen kategorilerinde adaylar açıklandığından bu güne her ne kadar Inception ve Nolan'ın eksikliği konuşulagelse de bence Cianfrance ve filmi de orada olmayı baya baya hakediyor. Neyse Oscar mevzuunu bir kenara bırakalım ve filmimize dönelim..


Bu filmi izleyip de Gosling ve Williams'ın performanslarına hayran olmamaya pek ihtimal vermiyorum. Yukarıda da bahsettiğimi gibi filmin en güçlü yanlarından bir tanesi de muhteşem oyunculukları. Gosling'i Half Nelson ve Lars and The Real Girl'de izleyenler için aslında burada yaptıkları çok ahım şahım gelmeyecektir belki ama ben hala bu adamı izlemenin sinemasal bir ziyafet olduğunu düşünmeye devam ediyorum. Ve gün geçtikçe de üzerine bir şeyler koyduğunu hissediyorum. Williams ise (Brokeback Mountain'den sonra ikinci Oscar adaylığını kazandı) kariyerinin zirve performansını veriyor bu filmde. Oyunculuklardan bahsetmişken başta diyalogları olmak üzere, filmin şahane senaryosuna değinmemek ayıp olur. Hem karakter beslemeleri hem öykü akışı çok iyi sağlanmış yazın anlamında, işin güzel tarafı Cianfrance öyle bir anlatı kuruyor ki bunu dokunabilecek yakınlıkta hissedebiliyoruz.


 İnsan sevdiğini incitirmiş... 

Sevgi ne kadar büyükse çektiğin acı da o kadar büyük olurmuş, öyle derler aşk acısı hususunda deneyimli kaynaklar.. Çünkü diye devam eder buğulu ses; insan en çok sevdiğini acıtır, kıyamam der laf arasında ama en çok ona kıyar, çünkü en çok ona nazı geçer, çünkü o ne yapsa her haliyle kabul eder onu, bu sebepten en çok sevdiğini acıtır insan, belki farkında olarak belki değil ama acıtır, incitir sonuçta. Hele ki seni seven insan, seninle karnında başkasının çocuğuyla dahi evlenmeye razı olacak bir adamsa, "gelecekteki oda" onun için hiç de sevgi dolu olmayacaktır. Senin içinse nazının en çok geçtiği bir denek olmaktan öteye geçemeyecektir. Ey sevgili sevme beni, böyle seveceksen.. Ey sevgili iyi günde kötü günde sev beni, sadece sev.. uzaktan sev.. sevmeden sev beni.. öylesine..

Hiç yorum yok: