Rian Johnson’ın 32 yaşında çektiği 2005 yapımı ilk filmi
Brick, pek çok yönüyle deyim yerindeyse usta eli değmiş gibi. Hikaye
anlatımındaki ustalık, nasıl geçtiğini anlayamadığınız muhteşem kurgulanmış bir
110 dakika, kolej bahçelerinde kara film macerası gibi duran bu kendi halinde
filmin akla gelen ilk güzellikleri.
Filmi, Hollywood’un bir zamanlar çok revaçta olan, aynı
zamanda pek çok başyapıtını verdiği detektif filmlerine bir selam, saygı duruşu
olarak da okuyabiliriz ya da sadece türün günümüze uyarlanmış taze bir örneği
olarak da. Ben, ikisinin bir harmanı olduğunu düşünüyorum deyip çıkıyorum
aradan. Johnson o çok sevdiğimiz klasik detektif filmlerine selam çakmak istedi
mi bilinmez ama başta Hitchcock olmak üzere bir çok ustanın filmleri bir bir
geçti gözümün önünden Brick’i izlerken. Sadece bununla kalsa gene iyi, Lynch
filmlerinin tadını aldığım anlar bile oldu. Aslında şu yazdığım bir kaç
cümleden sadece şunu bile çıkarabiliriz: Johnson film çektiği türü o kadar iyi
hatmetmişki türün bütün başyapıtlarıdan bir seçki izler gibi oluyorsunuz.
Brendan karakterinde oldukça iyi bir iş çıkaran Joseph
Gordon-Levitt’i de anmadan geçmek olmaz. Zaten eğer bu rolde çuvallamış olsaydı
filmin her anında kadrajın bir yerlerinde duran bu yüz çekilmez bir hal alırdı.
Zira filmimizin detektifi oluyor kendileri, ve The Brain(Beyin)’le birlikte
şehrin yeraltı dünyasının(!) altını üstüne getirecekler hikayemizde. Ve Johnson
türe selam çakarken en çok kullandığı malzemeler tabi ki bu iki karakterimiz
oluyor.
Tabi yeraltı dünyası deyince aklınıza öyle italyan
mafyaları, büyük uyuşturucu baronları falan gelmesin aman. Üst katta annesiyle
yaşayan, bodrum kırması bir ofiste mafyalık taslayan bir “Pin”den sözediyoruz. Öyle
demeyin, mekan kolej olunca yeraltı da ufak oluyor haliyle. Aslında tam bu
cümleyi yazarken kafamda Brick’i oturtacak bir yer buluverdim. Hani böyle
aileler bir araya gelirler de anne babalar bir köşe de “büyük muhabbetleri”
yaparlarken, çocuklar öbür odaya geçip birbirlerine bildikleri ne varsa
göstermek isterler, hafif de hava ataraktan. İşte Brick bu hikayede çocuk
olmayı reddeden büyümüş de küçülmüş afacan rolünde. Hitchcock’lar Huston’lar salonda usta muhabbetleri yapadursun, afacanımız Rian Johnson diğer odada
büyüklerin kurduğu dünyayı yeniden inşa etmekte, kendi doğrularına göre
kurmakta, hatta onların doğrularını ti’ye bile almaktadır.
İşte Brick böyle bir yerde benim için. Hem bir çocuğun
enerjisine sahip hem de bir ustanın hikaye anlatımına. Hem saygı duyuyor türe,
hem de türü yeni bir dünyada, kolej aleminde yeni bir forma sokarak
eğlendiriyor. Üstelik amatör ruhun tadını bilenlere de bir göz kırpmayı ihmal
etmeden, daha işin en başında “amatör ruhlu ustalık” taslıyor. Son olarak benim
eleştiri sözlüğüme de yeni tabir hediye ediyor farkında olmadan; Tuğla gibi
film!..




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder