11 Şubat 2011 Cuma

Bir kolej kara filmi : Brick


Rian Johnson’ın 32 yaşında çektiği 2005 yapımı ilk filmi Brick, pek çok yönüyle deyim yerindeyse usta eli değmiş gibi. Hikaye anlatımındaki ustalık, nasıl geçtiğini anlayamadığınız muhteşem kurgulanmış bir 110 dakika, kolej bahçelerinde kara film macerası gibi duran bu kendi halinde filmin akla gelen ilk güzellikleri.

Filmi, Hollywood’un bir zamanlar çok revaçta olan, aynı zamanda pek çok başyapıtını verdiği detektif filmlerine bir selam, saygı duruşu olarak da okuyabiliriz ya da sadece türün günümüze uyarlanmış taze bir örneği olarak da. Ben, ikisinin bir harmanı olduğunu düşünüyorum deyip çıkıyorum aradan. Johnson o çok sevdiğimiz klasik detektif filmlerine selam çakmak istedi mi bilinmez ama başta Hitchcock olmak üzere bir çok ustanın filmleri bir bir geçti gözümün önünden Brick’i izlerken. Sadece bununla kalsa gene iyi, Lynch filmlerinin tadını aldığım anlar bile oldu. Aslında şu yazdığım bir kaç cümleden sadece şunu bile çıkarabiliriz: Johnson film çektiği türü o kadar iyi hatmetmişki türün bütün başyapıtlarıdan bir seçki izler gibi oluyorsunuz.




Brendan karakterinde oldukça iyi bir iş çıkaran Joseph Gordon-Levitt’i de anmadan geçmek olmaz. Zaten eğer bu rolde çuvallamış olsaydı filmin her anında kadrajın bir yerlerinde duran bu yüz çekilmez bir hal alırdı. Zira filmimizin detektifi oluyor kendileri, ve The Brain(Beyin)’le birlikte şehrin yeraltı dünyasının(!) altını üstüne getirecekler hikayemizde. Ve Johnson türe selam çakarken en çok kullandığı malzemeler tabi ki bu iki karakterimiz oluyor.


Tabi yeraltı dünyası deyince aklınıza öyle italyan mafyaları, büyük uyuşturucu baronları falan gelmesin aman. Üst katta annesiyle yaşayan, bodrum kırması bir ofiste mafyalık taslayan bir “Pin”den sözediyoruz. Öyle demeyin, mekan kolej olunca yeraltı da ufak oluyor haliyle. Aslında tam bu cümleyi yazarken kafamda Brick’i oturtacak bir yer buluverdim. Hani böyle aileler bir araya gelirler de anne babalar bir köşe de “büyük muhabbetleri” yaparlarken, çocuklar öbür odaya geçip birbirlerine bildikleri ne varsa göstermek isterler, hafif de hava ataraktan. İşte Brick bu hikayede çocuk olmayı reddeden büyümüş de küçülmüş afacan rolünde. Hitchcock’lar Huston’lar salonda usta muhabbetleri yapadursun, afacanımız Rian Johnson diğer odada büyüklerin kurduğu dünyayı yeniden inşa etmekte, kendi doğrularına göre kurmakta, hatta onların doğrularını ti’ye bile almaktadır.

İşte Brick böyle bir yerde benim için. Hem bir çocuğun enerjisine sahip hem de bir ustanın hikaye anlatımına. Hem saygı duyuyor türe, hem de türü yeni bir dünyada, kolej aleminde yeni bir forma sokarak eğlendiriyor. Üstelik amatör ruhun tadını bilenlere de bir göz kırpmayı ihmal etmeden, daha işin en başında “amatör ruhlu ustalık” taslıyor. Son olarak benim eleştiri sözlüğüme de yeni tabir hediye ediyor farkında olmadan; Tuğla gibi film!..

Hiç yorum yok: