11 Şubat 2011 Cuma

Paramparça: Evlilikler ve Tavşanlar



2001 yılında çektiği ilk filmi Hedwig and the Angry Inch ve 2006 yılında çektiği Shortbus’la adından hayli söz ettiren John Cameron Mitchell yönetmenlik katsayısını artıran yeni filmi Rabbit Hole’le evlilik kurumuna, ebeveynlik durumlarına kendine has bir bakış atıyor.
 
Trajik bir kaza, 4 yaşındaki çocuklarını kaybeden bir anne-baba, kazadan ötürü suçluluk duyan, üniversiteye yeni başlayacak bir genç. Aslında Rabbit Hole’un hikayesi bu üç karakter üzerinden dönüyor diyebiliriz. Bunları birleştiren bu kazanın aslında “birleştime” konusunda çok da başarılı olduğu söylenemez. Hatta araya uçurumlar koyduğu daha doğrusu onları ortaya çıkardığı söylenebilir. Çocuğunu kaybetmiş anne Becca’nın girdiği ruh haliyle birlikte kocası Howie’yle arasındaki görünür kılınan iletişimsizlik ve farklılıklar Mitchell’in müthiş anlatımı ve tabiki Kidman ve Eckhart’ın kalburüstü performanslarıyla oldukça etkileyici bir hal alıyor. Arabayla çocuğa çarpan genç rolünde ise Miles Teller filmin en iyi performansını sergiliyor Jason karakterinde.


Aile olmak; bir yuva kurmak, çocuk yapmak, onu büyütmek, ona güzel bir gelecek inşa etmek, eşinin ve çocuğunun mutluluğunu sağlamak mıdır? Ya da öyleyse ne kadar bunlardır? ‘Bir yastıkta kocamak’ yeter mi aile olmaya? Üç kişilk bir aile: Anne, baba ve bir çocuk. Çocuk bir kazaya kurban gitti. Ailenin bir parçası eksildi. Çocuğunu kaybetmiş bir anne-baba tekrar bir bütün olabilir mi? Onu hayatın boyunca cebinde taşımanın güzel bir şey olduğunu söylüyor otuzlu yaşlarındaki oğlunu kaybeden Becca’nın annesi. Onu unutmamaktan mutlu olduğunu, onun ölümüyle yaşamaya alıştığını söylüyor. Becca ise oğlunun başka evlatlarla kıyaslanmasını istemiyor, belki karakteri gereği belki de anne olduğu için sadece. Ama o da alışacak zamanla.. O bile alışacak. Zaman bu ya, herşeye derman.


Peki ya diğer aile zırvaları ne olacak? Aile toplantıları, yemekleri, doğumgünleri, yeğenler, arkadaş davetleri, piknikler falan? Yapmacıktan mutlu gözükmek en güzeli sanırım. “Mutluyuz biz”, “Aileyiz”. Hatta belki yalancıktan elele bile tutuşuruz. Bir cebimde ölen çocuğum, diğerinde yalanlarım, yüzümde takma suratlar, elimde elinde olsun ne çıkar. Mutluyuz sonuçta, hem belki zamanla oyunlar gerçeğin yerini alır belli mi olur. Bir bakmışız eskisinden bile daha aile olmuşuz. Matematiğe meydan okuyan bir huzurumuz olur. Olmadı bir tavşan deliği buluruz kendimize, mutlu olan ‘biz’e gideriz, hüzünlerin olmadığı paralel evliliğimize...

-Hayatım, oradan tuzu uzatır mısın?
-Buyur hayatım, ben içecek bir şeyler alacağım, sen de ister misin?


Hiç yorum yok: