2001 yılında çektiği
ilk filmi Hedwig and the Angry Inch ve 2006 yılında çektiği Shortbus’la
adından hayli söz ettiren John Cameron Mitchell yönetmenlik katsayısını
artıran yeni filmi Rabbit Hole’le evlilik kurumuna, ebeveynlik durumlarına
kendine has bir bakış atıyor.
Trajik bir kaza, 4 yaşındaki çocuklarını kaybeden bir anne-baba,
kazadan ötürü suçluluk duyan, üniversiteye yeni başlayacak bir genç. Aslında
Rabbit Hole’un hikayesi bu üç karakter üzerinden dönüyor diyebiliriz. Bunları
birleştiren bu kazanın aslında “birleştime” konusunda çok da başarılı olduğu
söylenemez. Hatta araya uçurumlar koyduğu daha doğrusu onları ortaya çıkardığı
söylenebilir. Çocuğunu kaybetmiş anne Becca’nın girdiği ruh haliyle birlikte
kocası Howie’yle arasındaki görünür kılınan iletişimsizlik ve farklılıklar
Mitchell’in müthiş anlatımı ve tabiki Kidman ve Eckhart’ın kalburüstü
performanslarıyla oldukça etkileyici bir hal alıyor. Arabayla çocuğa çarpan
genç rolünde ise Miles Teller filmin en iyi performansını sergiliyor Jason
karakterinde.
Aile olmak; bir yuva kurmak, çocuk yapmak, onu büyütmek, ona
güzel bir gelecek inşa etmek, eşinin ve çocuğunun mutluluğunu sağlamak mıdır?
Ya da öyleyse ne kadar bunlardır? ‘Bir yastıkta kocamak’ yeter mi aile olmaya? Üç
kişilk bir aile: Anne, baba ve bir çocuk. Çocuk bir kazaya kurban gitti.
Ailenin bir parçası eksildi. Çocuğunu kaybetmiş bir anne-baba tekrar bir bütün
olabilir mi? Onu hayatın boyunca cebinde taşımanın güzel bir şey olduğunu
söylüyor otuzlu yaşlarındaki oğlunu kaybeden Becca’nın annesi. Onu unutmamaktan
mutlu olduğunu, onun ölümüyle yaşamaya alıştığını söylüyor. Becca ise oğlunun
başka evlatlarla kıyaslanmasını istemiyor, belki karakteri gereği belki de anne
olduğu için sadece. Ama o da alışacak zamanla.. O bile alışacak. Zaman bu ya,
herşeye derman.
Peki ya diğer aile zırvaları ne olacak? Aile toplantıları,
yemekleri, doğumgünleri, yeğenler, arkadaş davetleri, piknikler falan? Yapmacıktan
mutlu gözükmek en güzeli sanırım. “Mutluyuz biz”, “Aileyiz”. Hatta belki
yalancıktan elele bile tutuşuruz. Bir cebimde ölen çocuğum, diğerinde
yalanlarım, yüzümde takma suratlar, elimde elinde olsun ne çıkar. Mutluyuz
sonuçta, hem belki zamanla oyunlar gerçeğin yerini alır belli mi olur. Bir
bakmışız eskisinden bile daha aile olmuşuz. Matematiğe meydan okuyan bir
huzurumuz olur. Olmadı bir tavşan deliği buluruz kendimize, mutlu olan ‘biz’e
gideriz, hüzünlerin olmadığı paralel evliliğimize...
-Hayatım, oradan tuzu uzatır mısın?
-Buyur hayatım, ben içecek bir şeyler alacağım, sen de ister misin?



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder