11 Şubat 2011 Cuma

The Watching Dead


The Walking Dead’in arkasında Frank Darabont ismini ve Imdb’de 9 puan aldığını görünce baya bir heyecan yaptım aslında. Bir de üstüne En İyi Drama Dizisi dalında Altın Küre adaylığı çıkarınca tamam dedim sağlam bir dizi olmuş bu. Hay demez olaydım, şu saydıklarıma aldanmaz, bilgisayarımın karşısına oturup da vaktimi boşa harcamaz olaydım..

Zombi deyince hepimizin aklına gelen ilk isim tabiki de George A. Romero. 1968 yılında çektiği ilk filmi Night of the Living Dead’le tüm dünyayı zombiyle tanıştırdığı günden beri adı zombilerle bir anılır olmuş doğal olarak. Tabi bu ismi almasında bir diğer etken de filmografisinde bu film dışında sonu “dead”le biten 5 zombi filmi daha olması. Kısaca sinemanın zombi uzmanı diyebiliriz rahatlıkla Romero için. Tabi onun ardından pek çok zombi filmi de çekildi, hatta bunlardan bir tanesi de Zack Snyder’in ilk filmi de olan Romero’nun 1978 tarihli Dawn of the Dead’inin oldukça başarılı bulunan aynı isimli yeniden çevrimi. Romero filmlerini bir kenara koyarsak 28 Days Later, Shaun of the Dead, Resident Evil, 28 Weeks Later, Evil Dead Serisi, Rec ve Fido türün şu an aklıma gelen iyi örnekleri. Kısaca zombilerin sinema macerası, Romero’nun Night of the Living Dead’inden bu yana geçirdiği 42 yıllık süreçte komedisinden, geyiğine, aksiyonundan, dramına varıncaya kadar onlarca örneğiyle hayli yol katetti.

Peki bu Walking Dead bu kadar filmin üstüne yeni ne söylüyor bize? Belki yazının başından söylemek kötü olacak ama koca bir HİÇ. Tamam olabilir, zombiler hakkında yeni bir şey söyleyemeyebilirsin, hadi bunu anlayışla karşıladım diyelim, yahu bu hikayenin elle tutulur bir yanı yok ki. Duygusal altyapı desen hak getire. Yapmaya çalıştıkları aksiyon, kovalamacayı da yüzlerine gözlerine bulaştırmışlar. Hem yönetim anlamında hem de yazın anlamında hiç bir şey vadetmeyen bir dizi nasıl bu kadar popüler olur, adaylık alır aklım hiç almıyor doğrusu. Aklıma ilk gelen ihtimal Amerika televizyon izleyicilerinin zombilerden bihaber olması dicem ama buna ben bile inanmadım yazarken.


The Walkind Dead benim için tam bir fiyasko oldu anlayacağınız. Öyle yüzlerce figürana zombi makyajı yapıp sonra da onların kafasını patlatmakla zombi dizisi yapılmaz, Lost çakması bir kamp ortamı kurup ortaya bir aşk üçgeni atmakla, bir kızkardeş koyup birini zombi yapmakla duygusal altyapı kurulmaz, bir tane asyalı, bir kaç tane siyahi, bir tane de kaçık bir tip koymakla da artık prim yapılmaz. Uzun lafın kısası, Walking Dead benim için bu senenin tv hayalkırıklığı. Neyse ki ilk sezonu 6 bölümde bitirmişler de daha fazla vaktim ziyan olmadı, yoksa yarıda bırakmayım belki bir sonraki bölüm bir şeyler olur diye diye 2 günüm araya kaynardı pisi pisine. Filmin başlarında hastaneye kilitlenmiş zombilerin bulunduğu bölümün kapısında “Sakın açmayın içerde ölü var” yazıyordu. Ben de bu yazımı  nacizane bir mesajla bitireyim: Sakın izlemeyin içerde hiçbir şey yok.



Hiç yorum yok: