Bir günahın arkasından gelen gözyaşları, oraya nasıl
sürüklendiğini unutmak istediğin kör bir kuyu, ölüme olmasa bile yalnızlığa
duyulan korku, bir kadın, bir erkek.. Utanç duyulan bir geçmiş, geçmişi
gösteren bir aynaya dönüşmüş yüzler, köşeye sıkışmışlığın verdiği öfke, bir kaç
fotoğraf.. Edenin bulduğu bir dünya, sessizliğin mutluluk getirdiği bir ilişkiler
yumağı, son sözü ‘yuvarlanıp gidiyoruz’ olan insancıklar...
Demirkubuz’un “Karanlık Üstüne Öyküler”inin ilkini, yani
Yazgı’yı bir önceki yazımda ele almıştım, şimdiyse bu öykülerin ikincisi olan
İtiraf’la devam ediyorum. İtiraf’ın ağzındaki baklayı çıkarmadan evvel Taner
Birsel ve Başak Köklükaya’nın muhteşem oyunculuklarına değinmeden geçmek
istemiyorum. İkiliyi izlerken Masumiyet’teki Bilginer-Alabora’nın
performanslarını hatırladım, özellikle de Birsel, karaktere nasıl büründüğünü,
filmde gözüktüğü her sahnede ispatlarcasına oynamış. Tabi burada Demirkubuz’un
oyuncu yönetimindeki etkinliğinin de altını çizmek gerek. Özellikle restoran
sahnesi ve yatak odasında başlayıp evin salonunda son bulan tartışma/kavga
sahnesi, ikilinin karşılıklı döktürdüğü anlardan en iyileri.
Demirkubuz, Yazgı’daki umursamaz Musa karakterinin ardından
İtiraf’ın Harun’unda umursamanın varabileceği son noktayı zorlamış resmen. Bu
açıdan bahsi geçen karanlığa iki uç karakterden bakış attığını söyleyebiliriz.
Bir ikileme için de gayet mantıklı bir tercih aslında; paradoksal bir şekilde
hem devamlılık hem de karşıtlığı aynı anda karşılaması açısından da oldukça
işlevsel. Bu kez de karakterimizin etrafında benzer olaylar cereyan etmekte, en
basitinden hikayenin giriş kısmı ve sonraki kırılma noktası aldatma üzerine
kurgulanmış. Bu kez farklı olansa Musa’nın hiçbir şey yapmayarak suçlu konumuna
geldiği Yazgı’nın aksine, Harun’un bizzat aldatma olayının faili olması ve
kardeşten öte sevdiği kankardeşine atmış olduğu kazığın vicdan azabıyla
sürüklenişi mevzu bahis.
Demirkubuz İtiraf’ta gösterdiklerinin yanında, bize
bıraktığı kazı-kazan kısımlarda oldukça mühim sorular sormakta Yazgı’da olduğu
gibi. Bunlardan en önemlisi ise, Harun’u vicdan azabıyla itirafa sürükleyen
olaylar örgüsüyle, daha doğrusu olmayan olayların örgüsüyle ilgili. Eğer karısı
onu aldatmamış olsa ve mutlu mesut yaşayıp gitselerdi, o halde de vicdan azabı
duyar mıydı acaba Harun? Ya da arkadaşını aldatmamış olsa karısından bu kadar kuşku
duyar mıydı? Kısacası Harun, adeta onu itiraf etmeye zorlayan olaylar zinciri, mutsuzluk,
ihanet, öfke yerine, mutluluk dolu bir ailesi olsaydı da itiraf eder miydi
suçunu, onunla yüzleşmek ister miydi? Aslında filmi izlerken bu sorular
hakkında duygusal bazı cevaplar beliriyor kafanızda ama hiçbiri bir kesinlik içermiyor.
Zaten böyle olması da gerekiyor, çünkü Demirkubuz bazen cevap aramak yerine
soru sormanın ve belirsizlik kurmanın asıl cevaplar olduğunu çok iyi biliyor. Ve
Yazgı’da da olduğu gibi bizi bu sorularla başbaşa bırakıp ekranı karartıyor.
Günahlarım kalbimden pompalanıyor her nefesimde tüm bedenime. Damarlarım
sürüklüyor beni karanlığın içine, her geçen an daha da çok. Dudaklarım hepsinden
fena, o sözcükler bana ait olamazlar. Ayaklarına kapandığım suç ortağımla bile
konuşamıyorum artık. Kötülük eskiden sadece rüyalarımı kabusa çevirmekle
yetinirdi. Şimdiyse gündüzüm gece olmaya başladı, tüm bedenim birlik olmuş hiç
olmadıkları kadar hem de, bana işkence edip ağzımdan laf almaya çalışıyorlar
sanki. Sakladıklarım onları da yormuş olmalı, aslında anlayabiliyorum onları. İnsanın
en yakın dostuna bile söyleyemediği bir sırrı olmasının, omuzlarını nasıl
çökerttiğini en iyi ben bilirim. Ölüm beni korkutmuyor hiç, birini öldürmüşüm
ben, benden öte benden ziyade birini. Tüm bunlar olurken benimle beraber geçen
zamana sığınıyorum, benim affedemediğim beni belki o affettirir bana diye. Ama
o da nankörlük ediyor sonunda, bir ben kalıyorum bir de o. Onun yanında az da
olsa kalkıyor omuzlarım, bir omuz atıyor sanki üzerime gelen herşeye. Sonra bir
şey oluyor; sürüklendiğim yerin değil beni sürükleyenin ‘karanlık’ olduğunu
farkediyorum. Onun yanındayım, zamana sığınıyorum, ve bir şeyler itiraf etmek
zorunda olmadığım bu gecekonduda yalnız olmadığıma inanmak istiyorum sonunda...




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder