19 Şubat 2011 Cumartesi

Karanlığın Vicdanı: İtiraf


Bir günahın arkasından gelen gözyaşları, oraya nasıl sürüklendiğini unutmak istediğin kör bir kuyu, ölüme olmasa bile yalnızlığa duyulan korku, bir kadın, bir erkek.. Utanç duyulan bir geçmiş, geçmişi gösteren bir aynaya dönüşmüş yüzler, köşeye sıkışmışlığın verdiği öfke, bir kaç fotoğraf.. Edenin bulduğu bir dünya, sessizliğin mutluluk getirdiği bir ilişkiler yumağı, son sözü ‘yuvarlanıp gidiyoruz’ olan insancıklar...

Demirkubuz’un “Karanlık Üstüne Öyküler”inin ilkini, yani Yazgı’yı bir önceki yazımda ele almıştım, şimdiyse bu öykülerin ikincisi olan İtiraf’la devam ediyorum. İtiraf’ın ağzındaki baklayı çıkarmadan evvel Taner Birsel ve Başak Köklükaya’nın muhteşem oyunculuklarına değinmeden geçmek istemiyorum. İkiliyi izlerken Masumiyet’teki Bilginer-Alabora’nın performanslarını hatırladım, özellikle de Birsel, karaktere nasıl büründüğünü, filmde gözüktüğü her sahnede ispatlarcasına oynamış. Tabi burada Demirkubuz’un oyuncu yönetimindeki etkinliğinin de altını çizmek gerek. Özellikle restoran sahnesi ve yatak odasında başlayıp evin salonunda son bulan tartışma/kavga sahnesi, ikilinin karşılıklı döktürdüğü anlardan en iyileri.


Demirkubuz, Yazgı’daki umursamaz Musa karakterinin ardından İtiraf’ın Harun’unda umursamanın varabileceği son noktayı zorlamış resmen. Bu açıdan bahsi geçen karanlığa iki uç karakterden bakış attığını söyleyebiliriz. Bir ikileme için de gayet mantıklı bir tercih aslında; paradoksal bir şekilde hem devamlılık hem de karşıtlığı aynı anda karşılaması açısından da oldukça işlevsel. Bu kez de karakterimizin etrafında benzer olaylar cereyan etmekte, en basitinden hikayenin giriş kısmı ve sonraki kırılma noktası aldatma üzerine kurgulanmış. Bu kez farklı olansa Musa’nın hiçbir şey yapmayarak suçlu konumuna geldiği Yazgı’nın aksine, Harun’un bizzat aldatma olayının faili olması ve kardeşten öte sevdiği kankardeşine atmış olduğu kazığın vicdan azabıyla sürüklenişi mevzu bahis.

Demirkubuz İtiraf’ta gösterdiklerinin yanında, bize bıraktığı kazı-kazan kısımlarda oldukça mühim sorular sormakta Yazgı’da olduğu gibi. Bunlardan en önemlisi ise, Harun’u vicdan azabıyla itirafa sürükleyen olaylar örgüsüyle, daha doğrusu olmayan olayların örgüsüyle ilgili. Eğer karısı onu aldatmamış olsa ve mutlu mesut yaşayıp gitselerdi, o halde de vicdan azabı duyar mıydı acaba Harun? Ya da arkadaşını aldatmamış olsa karısından bu kadar kuşku duyar mıydı? Kısacası Harun, adeta onu itiraf etmeye zorlayan olaylar zinciri, mutsuzluk, ihanet, öfke yerine, mutluluk dolu bir ailesi olsaydı da itiraf eder miydi suçunu, onunla yüzleşmek ister miydi? Aslında filmi izlerken bu sorular hakkında duygusal bazı cevaplar beliriyor kafanızda ama hiçbiri bir kesinlik içermiyor. Zaten böyle olması da gerekiyor, çünkü Demirkubuz bazen cevap aramak yerine soru sormanın ve belirsizlik kurmanın asıl cevaplar olduğunu çok iyi biliyor. Ve Yazgı’da da olduğu gibi bizi bu sorularla başbaşa bırakıp ekranı karartıyor.


Günahlarım kalbimden pompalanıyor her nefesimde tüm bedenime. Damarlarım sürüklüyor beni karanlığın içine, her geçen an daha da çok. Dudaklarım hepsinden fena, o sözcükler bana ait olamazlar. Ayaklarına kapandığım suç ortağımla bile konuşamıyorum artık. Kötülük eskiden sadece rüyalarımı kabusa çevirmekle yetinirdi. Şimdiyse gündüzüm gece olmaya başladı, tüm bedenim birlik olmuş hiç olmadıkları kadar hem de, bana işkence edip ağzımdan laf almaya çalışıyorlar sanki. Sakladıklarım onları da yormuş olmalı, aslında anlayabiliyorum onları. İnsanın en yakın dostuna bile söyleyemediği bir sırrı olmasının, omuzlarını nasıl çökerttiğini en iyi ben bilirim. Ölüm beni korkutmuyor hiç, birini öldürmüşüm ben, benden öte benden ziyade birini. Tüm bunlar olurken benimle beraber geçen zamana sığınıyorum, benim affedemediğim beni belki o affettirir bana diye. Ama o da nankörlük ediyor sonunda, bir ben kalıyorum bir de o. Onun yanında az da olsa kalkıyor omuzlarım, bir omuz atıyor sanki üzerime gelen herşeye. Sonra bir şey oluyor; sürüklendiğim yerin değil beni sürükleyenin ‘karanlık’ olduğunu farkediyorum. Onun yanındayım, zamana sığınıyorum, ve bir şeyler itiraf etmek zorunda olmadığım bu gecekonduda yalnız olmadığıma inanmak istiyorum sonunda...


Hiç yorum yok: